Developer | 6-Figure Amazon Seller | Entrepreneur

Avrupa'da görülmesi gereken yerler denildiğinde akla ilk gelen şehirlerden birisi...Amsterdam... Kanallar, Dam Meydanı, Van Gogh Müzesi, Rijksmuseum, Kırmızı Fener Mahallesi ve Vondelpark, Amsterdam'da gezilecek yerler denildiğinde listede ilk sırada yer alıyor.

Amsterdam, yaklaşık 7000 tescilli tarihi bina Avrupa'nın en büyük tarihi şehir merkezlerinden birisi olarak tanınmaktadır. Ben toplu taşımayla ve yürüyerek kaybola kaybola Amsterdam'ı keşfetmeyi istedim fakat siz bisiklet ile de rahatlıkla şehri turlayabilirsiniz.

Amsterdam denildiğinde akla ilk gelen turist çekiciliği olarak uyuşturucu ve kırmızı fener sokağı geliyor gibi görünsede Dünya'nın en popüler müzelerinden birisi olan Van Gogh Müzesi ile Dünya'nın dört bir yanından gelen ziyaretçileri cezbediyor.

Müze 200'den fazla tablo, 500 çizimle Vincent van Gogh'a ait en büyük koleksiyonu barındıyor. Aynı zamanda, hayatının mükemmel bir biyografisinin yanı sıra, en erken eserlerinden başlayarak kronolojik sıraya göre düzenliyor. Müze ilk olarak 1973 yılında Museumplein'de açılmış ve yıllar içerisinde genişletilerek modernize edilmiş. Van Gogh Müzesi büyük bir müze olmasa da, Van Gogh'un en sevdiğim ressamlardan biri olduğu için sadece resimlere bakarak saatlerimi geçirebilirim. Kalabalıkların azaldığını görmek istiyorsanız öğleden sonra gelmeye çalışın.

Rijksmuseum

Rijksmuseum, Van Gogh Müzesi'nin hemen yanında yer almaktadır ve yılların verdiği yenilendikten sonra şimdiki güzel haliyle bizleri karşılıyor.

Not: Burası aynı zamanda meşhur ''I am Amsterdam'' yazısının bulunduğu alandı fakat duyduğuma göre Hollanda hükümeti saçma bir nedenden dolayı bu yazıyı kaldırmış, Amsterdam'ın hala başka noktalarında bu yazı duruyor fakat en meşhur ve bilineni bu olduğu için şimdiden harflerin üzerinde fotoğraf çektiremeyeceğinizi hatırlatmam gerekiyor.

Rijksmuseum'da hala geniş bir Rembrandt koleksiyonu bulunuyor ve bilinen ünlü resim “The Night Watch”ı da burada görebileceksiniz. Müzenin bazı bölümleri hâla tadilattaydı fakat çoğu eseri görmeniz mümkün.

Heineken Experience

Amsterdam'ın Dünya'nın her köşesinde bulunan meşhur birası, kesin gidilmesi gereken bir yer değil fakat bir bira severseniz şehrin en ucuz birasını buradan alabilirsiniz. Aynı zamanda biraz Heineken'in tarihini öğrenebilirsiniz. Fabrika'da aynı zamanda sizleri bir biraymış gibi üretim aşamasından da geçiriyorlar. Tek gitmemenizde fayda var çünkü genel etkinlikler 2 veya daha fazla kişi gerektiriyor.

Bu eski fabrikada gezerken orijinal Heineken birasını üreten dev bakır tanklarını görebilir, yukarıda bahsettiğim bira üretim aşamasında soğuk bir biranızı yudumlayabilir hatta kendi isminizin yer aldığı Heineken biranızı tasarlayabilirsiniz. Etkinliğin son aşamasında, sizlere ilk girişte sundukları bileklikteki iki adet buton ile 2 bardak daha bira içebilirsiniz.

Red Light District (Kırmızı Fener Mahallesi)

Amsterdam Centraal'in de içerisinde bulunduğu kaba bir üçgen içerisinde yer alan kırmızı fener mahallesi şehrin en eski kesimi olarak geçmekte. Bu sokaklar arasında bütün toplum birbirine karışmakta. Amsterdam'da turizm denildiğinde ilk gelen sıralarda maalesef bu sıra gelmesi ile birlikte maalesef çok küçük yaşta çocuklarında bu sokaklarda geziyor olması bana göre biraz fazla rahat geliyor, sizde bu konu hakkındaki yorumlarınızı aşağıda belirtebilirsiniz.

Sokağa kırmızı fener denmesinin nedeni, seks işçilerinin günlük olarak kiralamış oldukları dükkanların pencelerinin üzerinde bulunan kırmızı ışıktan gelmektedir. Eğer ışık yanıyorsa orada bir işçinin olduğunu anlayabilirsiniz. Eğer kırmızı ışık yerine mavi bir ışık yandığını görüyorsanız bu orada bir kadın işçi yerine transeksüel birisinin olduğu anlamına gelir. Işıklar sönük ve perde kapalı ise seks işçilerinin müsait olmadığı anlaşılır.

Bu odaların yanı sıra bu tür işlerin tiyatrosuda yine bu mahallede bulunmakta. Aynı zamanda bu sokakta uyuşturucu kokuları fazlaca burnunuza gelebilmekte, bu sokak aynı zamanda kafeler, barlar ve gece klüplerininde bulunmasından dolayı bir nevi eğlence akışı burada denilebilir.

Vondelpark

Hollanda'nın en meşhur ve Amsterdam'ın en büyük parkı. Vondelpark, her yıl yaklaşık 10 milyon yerli ve yabancı ziyaretçi ağırlamakta.

1864 yılında bir dizi tanınmış Amsterdam vatandaşı bir kamusal park kurmak için bir komite kurdu ve 8 hektarlık arazi satın almak için para biriktirdiler, peyzaj mimarı Jan David Zocher, parkı o zaman moda İngiliz manzarası tarzında tasarlamakla görevlendirilmiş ve park 1865 yılında Nieuwe Parkı olarak açıldı. Vondelpark ismi ise 1867'de bir Hollanda şairi olan Joost van den Vondel'in heykeli parka alındığında kabul edilmiş. Komite daha sonra parkı büyütmek için para toplamış ve 1877'de 45 hektarlık koskocaman bir alana ulaşmış. Voldelpark'ta dinlenebilir, çocuklarınızla eğlenebilir, elin alemiyle tanışabilir, hatta ''yerel bir kafeden'' aldığınız ''özel keklerinizin'' tadına bakabilir veya şanslıysanız ve yakınlarda bir çalışma varsa bir iş makinesini izleyebilirsiniz.

Dam Meydanı

Amsterdam Centraal İstasyonu'ndan Damrak'ın aşağısına doğru yürüyerek sadece 5-10 dakikalık mesafede bulunan bu kalabalık meydan insanların uğrak buluşma noktası olmuş.

Bu meydanın geçmişi 13. YY'a kadar dayanıyor. 13. yüzyılda şehrin baymasını önlemek için Amstel Nehri'nin etrafında bir baraj inşa edildiğinde Dam Meydanı da oluşturulmuş.Hatta 60'lı yıllar boyunca Baraj Meydanı hippileri ile ünlü olmuş ve günümüzde dahi meydanda birtakım hippi gruplarla karşılaşmak mümkün.

Amsterdam Dam Meydanı'nda şehrin pek çok önemli yapısını görebilirsiniz. Amsterdam Kraliyet Sarayı, Nieuwe Kerk(Yeni Kilise), Madame Tussauds Müzesi bu mekanlardan sadece bazıları. Aynı zamanda Dam Meydanı'nda 1956 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybedenleri anmak amacıyla bir de anıt bulunuyor. Dam Meydanı çok popüler olduğu için kafelere ve barlarda bazen yer beklemeniz gerekebilir, fakat yer beklemek istemezseniz Madame Tussauds'un hemen sağ tarafında bulunan Kalverstraat caddesindeki mağazalarda ve De Bijenkorf da kendinizi kaybedebilirsiniz.

Unutmadan, Amsterdam'da toplu taşımalarda öğrenci veya normal farkı yok fiyatları aynı, ben 3 günlük tercih etmiştim ve fiyatı 19 Euro'ydu. Tramvay, metro ve otobüslerde geçiyordu, toplu taşımaya kaçak yolcu olarak binmek imkansız, sadece belirli kapılardan toplu taşımaya biniyorsunuz ve biletiniz günlük olsa dahi her binerken ve inerken biletinizi makineye okutmanız gerekiyor.

Amsterdam gezim 1 güne sığdıramadığım gibi bu bloğuda maalesef bir yazıya sığdıramadım. O yüzden part 2'de görüşmek üzere arkadaşlar! ☺️

SON BİR AMSTERDAM SEYAHAT İPUCU: Merkez istasyonun yakınındaki şehir turizm ofisini ziyaret etmeyi unutmayın. Yapabileceğiniz ücretsiz etkinlikler, güncel olaylar ve aktiviteler ve paranızdan birikim sağlamak için kullanabileceğiniz indirim kartları ve biletler hakkında birçok bilgiye o noktadan ulaşabilirsiniz.

Aynı zamanda ben Amsterdam turumda Piri uygulamasını kullandım. Piri ile sizde ücretsiz veya çok düşük ücretlerle kendi sesli rehberinizi dinleyebilirsiniz. Özellikle, plansız gezginler veya gezerken rehber bulamayanlar için harika bir hayat kurtaran uygulama. Sadece Avrupa şehirleri değil Türkiye'de de bir çok şehri sesli olarak gezebilirsiniz. Hemde Turkcell veya Maximum karta sahipseniz bir çok ücretli şehir turuna ücretsiz sahip olabilirsiniz.  Uygulamayı indirmek için tıklayın.


Booking.com

Sosyal medyadan da beni takip etmeyi unutmayın. :)

https://www.twitter.com/CemAtesh

https://www.instagram.com/CemAtes

https://www.facebook.com/CemAtes